OTOTOl POPOl DA! Kassandra’ya İnanmak

I. Kassandra’yı dinlemek

“Anlamsız değil, çevrilemez sadece” diyor, şair ve klasikler uzmanı Anne Carson. Bilmece ya da kehanetleri andıran başlıktaki “ototoi popoi da” ifadesi savaş ganimeti olarak Sparta’ya getirilen Troya prensesi Kassandra’nın ağıdı, tanrılara yakarısı ve baltayla öldürülmeden önceki son konuşması. Kassandra, tanrılar tarafından ona verilen bir kehanetin ve lanetin taşıyıcısıdır. O, geleceği, yaklaşmakta olan felaketleri görecek, gerçeği söyleyecek ama ona kimse inanmayacaktır.

Kassandra’nın kehanet yetisini nasıl edindiğine dair iki söylence var: Birincisi, bunu henüz iki yaşında bir bebekken edindiğine dair. Babası Truva kralı Priamos ve annesi kraliçe Hekabe verdikleri bir şölen sonrası Kassandra ve ikizini tapınakta unuturlar. Dönüp almak için gittiklerinde bebeklerin kulaklarında yılanlar gezinmekte ve onları yalamaktadır. İlk söylence Kassandra’nın biliciliği bilgeliğin sembolü olan yılanların kulağını yalamasıyla aldığıdır. İkinci ve daha yaygın olan söylencede ise artık genç bir kadın olan Kassandra rahibe olmak için Apollon tapınağına gider. Ona ilk görüşte aşık olan tanrı Apollon kendisiyle birlikte olması karşılığında Kassandra’ya geleceği görme yetisi vaat eder. Kassandra kabul eder ama sonra Apollon’la birlikte olmayı reddettiği için Apollon tarafından lanetlenir. Bir veda öpücüğü isteyen Apollon, Kassandra’nın ağzına tükürerek “geleceği göreceksin fakat hiç kimse sana inanmayacak” der.

“Gerçeği söylediğimiz hâlde sesimizin duyulmaması, sözlerimize kulak verilmemesi ve inanılmaması bize ne yapar? Sessizleştirir, öfkelendirir ya da çaresizleştirip yalnızlaştırır mı?”

Kayıp erkek kardeşi Paris’in geri dönüşüyle beraber eve ve Troya’ya felaket getireceğini, Paris’in kaçırdığı Helen yüzünden savaşın başlayacağını, düşmanın hediye diye gönderdiği Truva atının bir kandırmaca olduğunu söyler. Kassandra, ailesinin, halkının ölümünü ve şehrin düşüşünü görür. Hatta, Yunan kralı Agamemnon’un savaş ganimeti olarak adımını atacağı Atreusoğullarının sarayında, kraliçe Klytemnestra tarafından baltayla öldürüleceğini de. Yaklaşmakta olan hiçbir felaketi sözüyle engelleyememiştir.

Gerçeği söylediğimiz hâlde sesimizin duyulmaması, sözlerimize kulak verilmemesi ve inanılmaması bize ne yapar? Sessizleştirir, öfkelendirir ya da çaresizleştirip yalnızlaştırır mı? Ya da bizi daha sabırlı, inatçı ve umutlu mu kılar? Dinleyeni olmayan konuşma, bir konuşma mıdır hâlâ? Kassandra’nın emeği boşuna mıdır?

Bu yazıda Kassandra’yı ölüme giderken ele alan iki çalışmadan esinle Kassandra’nın anlatısına kulak vermeye çalışacağım. Troyalı prensesin zamanın derinliklerinden bugün hâlâ bize ulaşmakta olan sesini duymaya çalışacak ve bu sesi yazıda dolaştırmayı deneyeceğim. Bunu yapabilmek için desteğini aldığım iki yazar kadın ve onların iki Kassandra yorumu var. Birincisi, Troya savaşını Kassandra’nın gözünden anlatan Kassandra romanıyla Christa Wolf, ikincisi Aiskhylos’un Agamemnon’unu yeni “bir Oresteia” üçlemesi bağlamında yeniden İngilizceye çeviren şair Anne Carson’un yorumu. İki eserde de Kassandra, anlatısıyla ölüme doğru yol alır. İkisi de balta inmeden önceki son andan kurulur ve geçmiş, şimdi ve gelecek arasında gezinerek tarihin dışarıda bıraktığı kadın perspektifini odağına alır. İkisi de Kassandra’da çevrilemez, ele geçirilemez bir hakikat anlatısına dikkat çekerken sadece geçmişi anlama ve okuma biçimimizi değil, geleceği etkilemeye yönelik bir dili arar. Bu açıdan Kassandra hakkında konuşurken iki yazar da bir Kassandra dilini ve estetiğini icra etmekteler. Takip eden sayfalar Carson ve Wolf ’tan esinle, Kassandra’ya yönelik yeni sorular sormaya, onu sadece felaketleri duyup anlatan değil, felakatlerin içinde ve ona rağmen yaşama özen göstermenin, ona şefkat ve şükran duymanın çağrısı olarak duymaya çalışıyor. Bu çabaya Christa Wolf ’un romanını okurken gelişigüzel aldığım notlar, altı çizilen bölümlerden çıkardığım yedi bölümlük bir anlatı kolajı eşlik ediyor. Carson’dan esinle, her bölümü Kassandra’nın OTOTOI POPOI DA! ile başlayan yedi kelimelik “çevrilemez” ağıdının sesleri olarak düşünmeye çalıştım. Wolf ’un ve onu Türkçe’ye çeviren İlknur İlgan’ın yıllarını alan bu çalışmadan böylesi bir deneme yapıp paylaşmaktan tereddüt duysam da, bunu paylaşma cesaretini de yine Wolf ’ta buldum. “Benden duyduğu her şeyi kızına aktarmasına izin ver. Kızının kendi kızına ve onun da kızına… Ki büyük kahramanlık destanlarının yanı sıra bu küçük akarsu da zahmetle ulaşsın günün birinde yaşayacak olan o çok uzaklardaki, belki de daha mutlu insanlara” diyen Wolf ’un Kassandrası’ndan.

II. Kassandra’nın ağıtı

“Ağıtı benim başlatmam gerekiyordu.
Bunu yaptım, alçak, kırık bir sesle.” 1

“Bu bir ağıtsa
Ağlamak henüz başlamadı.” 2

Antik Yunan’dan bugüne ulaşan metinlerden Homeros’un İlyada, Aiskhylos’un Agamemnon ve Euripides’in Troyalı Kadınları’nda Kassandra’yla karşılaşırız. İlyada, Truva savaşını anlatan bir destan olmasına karşın Kassandra, Tanrı Apollon başta olmak üzere pek çok erkeğin ilgi odağı olan güzelliğiyle anılıyor sadece ve çok küçük bir yer kaplıyor. Euripides’in oyununda, kaybedilen savaş sonrası her biri bir başka yere köle gidecek olan sarayın diğer kadınlarıyla birlikte acıyla, öfkeyle yakınmakta ve kehanetlerini sıralamaktadır. Aiskhylos’un Agamemnon tragedyasında ise Agamemnon’la beraber geldiği sarayda ölümüne doğru yol almaktadır.

Anne Carson, Aiskhylos’un tragedyasında Kassandra’nın Agamemnon’la beraber sahneye girmesine rağmen 270 dize boyunca sessiz kalışına dikkat çekiyor.3 Klytemnestra’nın alaycı bakışlarla “ne susup kaldın orada, Yunanca bilmiyor musun” diye sormasının ardından konuşmaya başlayacaktır Kassandra. İlk sözleri olan “ototoi popoi da” tragedya korosu için anlamsız görünmektedir:

KASSANDRA OTOTOl POPOl DA!
Apollo!
O!pollo!
Woepollo!
O!

KORO Tanrı Apollon’un adını bu “ahlar, vahlar”la niye anıyorsun? Bu tanrı kederin yanından bile geçmez.4

Kassandra, gerçekten tüm bu ahları neden Apollon’a yöneltiyor? Güneşle bir tutulan, edebiyatın, sanatın, şiirin ve uyumun tanrısına? Etimoloji Apollon’a dair başka bir yoruma varmamızı sağlıyor. “Apollon” adı eski Yunancada “apollesthai” fiilinden türüyor. Önüne geldiği her şeyin kökünü kazıtmak, yok etmek demek.5 Apollon, ışık olduğu kadar karanlık ve yok edici bir dehliz de. Kassandra (ototoi popopi da) çığlığından sonra altı kez Apollon’un adını veriyor. Yedinci söyleyişte kelimede bir değişim yaparak (“Apollon emos”) Apollon kelimesinin etimolojisini gösteriyor. Carson’un yorumuyla, Apollon diye ağlarken aynı kelimeyle “Apollon’um, felaketim” demektedir. Belki de “sevgili güneşim, ışığım ve felaketim benim.” Kassandra, ”OTOTOI POPOI DA!” ile cevap vererek “Yunanca bilme”nin nasıl bir şey olduğunu göstermiş olur. Kassandra Troyalı’dır. Yunanca bilmek zorunda değil. Ama onun bu konuşması bir dil biliyor olmanın, bir dile sahip olmanın ve onu aktarmanın ne demek olduğuna dair sorular da taşır. Kassandra anlamsız gibi görünen bağırışıyla, etimoloji ve kehanetsel bir görü ile Klytemnestra’nın alaycı sorusuna cevap vermiş olur. Bu cevabın içinde aşk, ışık, güneş, yok oluş, felaket, ağıt hepsi vardır. Beni en çok etkileyenlerden biri, bu ağıtın bizi kelimelerin köküne çağırması, bizi yapan ışığın ve bizi yıkıma götürecek olan sonun bilgisinin de orada olması.

Kassandra sadece kelimelerden kurulmuş bir dili konuşmuyor. O, kolayca tanımlanamayan, kavranamayan biri. Birincisi, kullandığı dil sayesinde anlattığı gerçeği kavramak kolay değil. İkincisi, onunkisi on yıllık bir savaşın içinde gördüğü her şeyi yaşadığı acının, dehşetin, şiddetin ve korkunun her türlüsünü deneyimlediği bir travma anlatısıdır. Carson’a göre, onun dili içimizdeki bir bağı çözen bir güç olarak geliyor ve aşılmaz görünen bir sınırı aşıyor. Kassandra diliyle, tanrısal ve insani, ebedi ve dünyevi, geçmiş, şimdi ve geleceğin kronolojik bölümlenmesinde bir kırılma yaratıyor. Anlaşılır ile anlaşılmaz, ifade edilir ile ifade edilemez arasındaki sınırı kaldırıyor. O, kendi içindeki bir bağı açabildiği, düğümü çözebildiği için olanı ve olacağı görebiliyor.

Bir kadına sözün gücünü vermek, sonra sözüne inandırmamak. Apollon’un yaptığı şey bu muydu? Bir kadını deliye döndüren bir çağda ona sözünün gücünü geri vermek peki? Kassandra’ya yönelik binlerce yıllık inançsızlığı geri yazmak ve Kassandra’nın gerçeğini geri alıp ona inanabileceğimiz bir anlatıyı kurmak mümkün mü? Bunu nasıl umabiliriz?

III. Kassandra’ya inanmak: Dünya güzeldir hâlâ

“Kulağına uzak zamanların sesi çalınanlar, bir şekilde bu sesi taklit etmeye çalışırlar. Benim yaptığım da bu. İnsanın, kendi varlığından hoşnut olarak yaşadığı, kendi varlığını haklı kıldığı ve kuşku yok ki, yeryüzü ile barışık yaşadığı ve mutlu olduğu bir zaman vardı. Yoksa bizler bugün bu mutluluğun imgesi için bile bunca telef olmazdık.” 6

Elden alınan, önü kapatılan, potansiyelleri öldürülen imkânları geri kazanmanın yollarını nasıl buluruz? Geri dönüşün insanı ve yaşamı dönüştürme gücüne inanıyorum ve geri dönüşe umut bağlıyorum. Ve geri dönüşün özünde ekolojik bir düşünce olduğuna inanıyorum. Ekolojik düşüncenin, sadece kültürün karşısında konumlandığı için ikincilleştirilmiş bir doğa üzerine düşünmekten ibaret olmadığını, aksine ekolojik düşüncenin yapıp ettiklerimize geri dönüp bakmanın adı olduğunu düşünüyorum. Geri dönüşte her defasında yeni bir şeyi fark etmenin, olanı olduğu gibi kabul etmekten çok “ya şöyle olsaydı” diye düşünmeye sevk eden, böylece geçmişi olduğu kadar şimdiyi ve geleceği de yeniden kurmaya yönelik yaratıcı bir hamle olduğunu.

Kassandra’nın hikâyesine geri dönüp baktığımızda görülen nedir? Duyulan ne ya da? Bir kadın olarak “Kassandra’nın Apollon’la başlayan hikayesi, yetenekli olmanın başka tür bir istila olduğunu, tapılmanın, ilham perisine ve sevgiliye dönüştürülme biçiminin aşk değil bir tür teslimiyet olduğunu”7 söylüyor. Peki ama Kassandra kehanet yetisini nasıl kazandı? Neyi duymakta, neyi bilmek isteğindeydi? Nasıl görüyor, duyuyor ya da hissediyor? Ben, Kassandra’nın yaklaşmakta olanları hissetme, görme edimini bir kalp açıklığıyla okuyorum. Onun biliciliği başka bir kaynağa, İlksel olana, tanrısal ve aşkın olana yönelmekle ilgili.

İnsanın, doğumdan çok önce başlayan ortak belleğine, doğumla gelen canlılığı idrak edişe ve yaşama şükran duymaya yönelik bir bilme arzusuna yöneliyor. Bu da bir nevi insanın kendi sesiyle konuşma arzusudur; kendi eyleyişinin sesini duyma, o sesle yeryüzüne karşı konuşma cesareti gösterebilme arzusudur.

Kassandra, yanından geçtiği çiçeğin,taşın, otun, toprağın derinine ulanan kökün sesini, onlarda saklı hakikati duyabilen biri. Kalbini yıkıcı olmayan bu bilme arzusuyla genişletebilmiş bir kadın. Dağlardan kopan taşların çığlığı kadar, bademin sevincini, zeytinin kadim sesini de duyabilen biri. O, aynı zamanda erkek aklının yarattığı bir tarih nehrine taş koyuyor. Savaşların, silahların, kötü yapılan siyasetin, iktidarın, insanın daha fazlasına sahip olma hırsının ve hatta aşkı da tahakkümün aracı kılmasının yarattığı felaketleri duyu(ru)yor. Kassandra bu yıkıcılığa, hoyratlığa karşı. Gördüğü felaketlere bakıldığında ise kayıp erkek kardeş Paris’in eve geri dönüşüyle, Troya şehrine savaşı getireceğini görüyor. Sözde Helen uğruna başlayan bu savaşta bir kadının erkekler ve onların siyasi iktidarları tarafından bir tahakküm, paylaşım nesnesi hâline getirildiğini görüyor. Savaş süresince, babası Priamos’un ve başta Hektor olmak üzere tüm erkek kardeşlerinin kanmanın, yanmanın, yanılmanın, öldürmenin ve öldürülmenin adlarına dönüştüğünü görüyor. Savaştan sonra Odisseus’un başına gelecekleri, onun sürekli sıla hasreti çekeceğini görüyor. Savaşın kazananı da olsa Yunan kralı Agamemnon’un Troya dönüşü kendi sarayında karısı Klytemnestra tarafından balta ile öldürüleceğini görüyor. İktidar ve nefretle körleşmiş Klytemnestra’nın kocasıyla beraber kendisini de öldüreceğini görüyor. Bu yüzden Aiskhylos’un oyunu boyunca “ototoi popoi da” ağıtıyla başlayıp ölümüne kadar uzanan o kısa anda hep adaleti anıyor Kassandra, adaleti arıyor ve onun er geç geleceğini müjdeliyor. Orestes’in intikamını görüyor.

Bu tarih hırsın, şiddetin ve tahakkümün tarihi. Onu yazanlar ise kanmanın, yanılmanın ve kibrin adları. Öyleyse Kassandra bize yeni bir tarihyazımın adlarını verebilir mi? Bu yeni anlatıyı kuracak yeni bir estetiğin arayışında bize kılavuz olabilir mi? Kassandra’nın gördüğü şey erkek aklıyla yön verilmiş ve şiddetle, adaletsizlikle, kıyımla bulandırılmış bir tarih nehrinin akışının nereye olduğu belli olan okumasını yapmak ve bizi başka bir suyun, başka bir canlılığın ve olma biçimin kaynağına yöneltmek aslında. Kassandra bize başka bir tarihin, başka bir akışın olduğunu söylüyor. Yapıp ettiklerimize bir dönüp geri bakmaya, eylemlerimizden kuşku duymaya, tereddütü bir güç kaynağı olarak görmeye ve böylece içimizden kibri söküp çıkarmaya çağırıyor. O yüzden Kassandra’nın başlatacağı ağıt, ileriye doğru ve sonsuzca aktığı varsayılan nehirleri değil, daha küçük akarsuları anlatıyor.

Onun ağıtı aynı zamanda, yaşama özen, şe at ve şükran duymanın adları olabilir mi? Kassandra’nın başlatacağı ağıtta aramızda lizlenen bir sarmaşığın kuşatıcı, sarmalayan ve şe atli sesini duyabilir miyiz? Onda canlılığı yapan ışığı, aşkı ve müziği? İnsanın hoyratlığından, kötülüğü yeniden üreten hırsından uzaklaşarak bizi arındıran bir duyumsama anlamında başka bir estetiğe, başka bir anlatı kaynağına yönelebilir miyiz? Özenin, şe atin ve şükranın dramaturgisini ya da poetikasını birlikte kurmayı umabilir miyiz?

Kassandra, bunca felakete rağmen bize “dünyanın hâlâ güzel olduğu”nu söylüyor olabilir mi? Bizi her şeye rağmen yaşamı kucaklayan, var kalma çabasını arttıran, yaşamı ve canlılığı kutsayan bir dilde yüzmeye çağırıyor olabilir mi? Çünkü Kassandra o dilde yüzebiliyor. Peki biz?

Notlar

*Bu yazıya başlamama, Kassandra’dan esinle hazırladığımız “Aramızdaki Sarmaşık” adlı oyun çalışması esin oldu. Birlikte yaptığımız her sohbetin yazıda etkisi çoktur. Ekip arkadaşlarıma bunun için teşekkür etmek isterim. Kassandra üzerine yeniden düşünürken ve Wolf ’un Kassandra’sını yeniden okurken Rusya-Ukrayna savaşı başladı. Seyirci kaldığım bu dehşeti anlamlandırabilmemde, savaşın yıkıcılığı karşısında yazıdan, sanattan, birlikte üretmekten umut bulmama yardımcı olan ve güç veren Wolf ’un Kassandra romanı oldu. Ondan alıntılarla oluşturduğum anlatı kolajı biraz da bu ihtiyaçla ortaya çıktı. Anlatıyı, alıntıların kitapta yer alma sıralarını değiştirerek, farklı yerdeki bölümleri birleştirerek ve Wolf ’un anlatısındaki şiirin sesini duyarak yapmaya çalıştım. Bu anlatı her başlıkta şu sayfalardan alıntılardan oluşuyor: OTOTOI (sayfa: 1, 2, 24, 30); POPOI ( sayfa: 12, 15, 37, 43, 65, 141); DA! (sayfa: 2, 41, 43, 94, 121); APOLLO! ( sayfa: 68, 96, 107, 124, 126); O!POLLO! (sayfa: 61, 71, 72, 89, 90); WOEPOLLO! (sayfa: 8, 83, 114, 146); O! (sayfa: 13, 81, 85, 148)

Yazıyı Teb Oyun dergisi için toparlamaya çalıştığım son günlerde kardeşimin doğum sancıları başladı. Bu yazıda hissedilen her türlü telaş, heyecan ve nedensiz sevinç gelmekte olan Asya’yadır ve onunladır. Dağınıklık ve kusurlar her zaman benim.

1) Christa Wolf. Kassandra. Çev: İlknur İlgan. (İstanbul: İş Bankası Yayınları, 2020), s. 129.
2) Bejan Matur. “Bir Ağıtsa Bu”, Son Dağ içinde. (İstanbul: Everest Yayınları, 2016), 2.bsk., s. 29.
3) Bu bölüm Carson’un “Cassandra Float Can” denemesiyle aynı adlı performansından ve An Orestia üçlemesine yazdığı sunuş yazısından esinleniyor.
4) Aeschylus. Agamemnon, An Orestia içinde. Translated by Anne Carson. (Faber and Faber Inc., New York, 2009), s.48.
5) Anne Carson. “Cassandra Float Can”, Float içinde. (New York: Alfred A. Knopf, 2016)
6) Birhan Keskin. Kim Bağışlayacak Beni. (İstanbul: Metis Yayınları, 2014), 7.bsk., s. 81.
7) Anne Carson. “Cassandra Float Can.”


Bu yazı TEB Oyun Dergisi’nin 43. sayısında yer almıştır. Sayının tamamına ulaşmak için buraya tıklayınız.


Bu yazıyı yer işaretlerinize eklemek ister misiniz?

Eylem Ejder

Yazar Hakkında /

Yorum yap

Lütfen birkaç kelime yazıp Enter'a basın